![]()
Sual: Bazı kimseler, gerek Emekli Sandığı, gerek SSK ve gerekse Bağ-Kur’dan emekli olmanın caiz olmadığını söylüyorlar. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
Bu kimseler delil olarak, Necm suresinin, (İnsana ancak çalışarak[ihlas ile] yaptığı işler [ahirette] fayda verir) mealindeki âyet-i kerimeyi gösteriyorlar. Hatta emekli maaşı almayacağım diye gazetelerde ilan edenler de vardır.
Köşeli parantez içindeki ifadeler, âyet-i kerimenin açıklaması mahiyetindedir. Bu âyetin devamı olan âyetlerde, çalışmasının karşılığının eksiksiz verileceği bildiriliyor. Herkes ektiğini biçer demektir. Bu âyet, emekliliğe mani değildir.
Emekli olmak caiz değil diyenlere göre, az şeye çok karşılık vermek veya karşılıksız bir mal vermek caiz değildir. Halbuki miras, hediye, bir çalışmanın, alın terinin karşılığı değildir. Hediye de miras da caizdir. Devlet, ihtiyarlara bir ihsan olarak yaşlılık maaşı bağlamıştır. Aynı şekilde bazı belediyeler, ihsan olarak ihtiyarlara ücretsiz seyahat hakkı tanımıştır. Bayramlarda da herkesten seyahat ücretini almıyor, köprüden geçiş ücreti kaldırılıyor. Bunlar birer ihsandır, hiç mahzuru yoktur.
Devlet, gazilere, asker ailelerine maaş bağlıyor. On çocuğu olana ikramiye de verebilir. Depremden zarar görenlere karşılıksız yardım edebilir. Yahut sırf vatandaş olduğu için herhangi bir yardım yapabilir. Devlet bir kimseye böyle çeşitli yardımlar yaptığı gibi, bir fert de dilediği kimseye, milyonlarca, milyarlarca yardım yapabilir. Hediye verebilir. Bu paranın muhakkak alın teri ile alınması gerekmez.
Devlet, bir memuruna, bir işçisine anlaşma gereği, haftada bir gün veya iki gün izin verebilir. Yılda bir ay, iki ay izin verebilir. Birkaç ay hastalık izni verebilir. Bu izinli olduğu zamanlarda da maaşından kesmeyebilir. Devlet, 25 yılda emekli ettiği gibi, bunu 50 yıla da çıkarabilir veya on yıla indirebilir. Çalışamayan hastaları malulen emekli edip, ömür boyu maaş verebilir.
Devlet, emekli memura ölünceye kadar maaş verdiği gibi, Allahü teâlâ da, iman edenlere sonsuz mükafat vermektedir. İman ettiği için, kuluna sonsuz mükafat veren Allahü teâlâya, “Niçin sadece iman karşılığı bu kadar nimet veriyorsun” diye sual edilemeyeceği gibi, belli bir hizmet veya prim karşılığı ölünceye kadar maaş almaya haram demek çok yanlıştır.
İhsan yani iyilik etmeyi dinimiz tavsiye etmektedir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder.) [Nahl 90]
(Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun!) [Kasas 77]
(İhsanın karşılığı ancak ihsan olur.) [Rahman 60]
(Ana babaya ihsan edin!) [Nisa 36]
(Allah ihsan edenleri sever.) [Maide 13]
(Allahü teâlâ, ihsan edenlerle beraberdir.) [Ankebut 69]
(İhsan edenleri müjdele!) [Hac 37]
(İhsan edenlere Allahü teâlânın rahmeti elbette çok yakındır.)[Araf 56]
(Allah ihsan edenlerin ecrini zayi etmez.) [Tevbe 120]
Hazret-i Yusuf ve Hazret-i Musa’ya verilen nimetler bildirilip buyuruluyor ki:
(İhsan edenleri işte biz böyle mükafatlandırırız.) [Yusuf 22]
İhsan etmekle ve hediye vermekle ilgili hadis-i şeriflerden bazıları da şöyledir:
(Allahü teâlâ ihsan sahibidir. Öyle ise siz de ihsanda bulunun!) [İ. Adiy]
(İdarecilerin ihsanını, ihsan olarak kaldığı sürece alın!) [Ebu Davud]
(İhsan ehlinden olun!) [Ebu Davud]
(Ömrü ihsandan gayrisi artırmaz.) [Nesai]
(Ana-babaya ihsan, ömrü uzatır ve kötü ölümden korur.) [Ebu Nuaym]
(Vermeyene ihsanda bulunanı, Allahü teâlâ Cennete koyar.)[Hakim]
(Ana-babanıza ihsan ederseniz, çocuklarınız da size ihsan eder!)[Taberani]
(Ömrünün uzun ve rızkının bol olmasını isteyen, ana-babasına ihsanda bulunsun ve sıla-i rahim yapsın!) [İ. Ahmed]
(İhsan kapısını açana, Allahü teâlâ dünya ve ahiret hayrını verir.)[İbni Cerir]
(Komşuna ihsanda bulun ki, mümin olasın!) [Tirmizi]
(Hediye Allahü teâlâ tarafından gönderilen güzel bir rızıktır.)[Hakim]
(Hediyeyi kabul eden, Allahü teâlânın gönderdiğini kabul etmiş, reddeden de Onun gönderdiğini reddetmiş olur.) [Ramuz]
(Allahü teâlâ, “Biz malı insana ibadet etmesi için ihsan ettik” buyurdu.) [İ. Ahmed]
Bir müminin duası ile
Sual: Bir vaiz, “Necm suresindeki âyetten anlaşılıyor ki, emekli maaşı ve alın teri karışmayan her kazanç haramdır. Yaşlı kimselerin ücretsiz belediye araçlarında seyahat etmesi de böyledir. Yine aynı âyet gösteriyor ki, ölü için yapılan dua, sadaka ve diğer iyiliklerin hiç faydası olmaz” dedi.
Faydası yoksa, niçin cenaze namazı kılıyoruz?
CEVAP
Emekli maaşı almak caizdir, bunu yukarıda izah ettik. Alın teri karışmayan her kazanç haram değildir. Mesela miras ve hediye, bir çalışmanın, alın terinin karşılığı değildir. Hediye de miras da caizdir.
Ölü için de dua edilir, her türlü hayrat yapılır.
Bir kimse, başkasının yaptığı amelden fayda görmez. Herkesin yaptığı kendinedir. Mesela bir kimse, sadaka verse, sevabı yalnız sadakayı verene ait olur. Başkasının bu sevapta hissesi olmaz. Ancak amel işleyen, mesela sadaka veren kimse, sevabını başkalarına da bağışlayabilir. Onlar da bu sevaptan faydalanır. Ölülere dua ve istiğfar etmek faydalıdır. İbrahim aleyhisselam, (Ey Rabbimiz, [kıyamette]hesap için ayağa kalkıldığı gün, beni, ana-babamı ve bütün müminleri affeyle) diye dua etmiştir. (İbrahim 4)
Bir müminin duası ile diğer müminlerin günahları affediliyor ki, böyle dua edilmesi emredilmiştir. Yine her gün namazda,(İbâdillâhissâlihin) diyerek müslümanlara dua ediyoruz. Faydası olmasaydı, her tehiyyatta bunun okunması emredilmezdi.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Ölünün mezardaki hâli, imdat diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duayı gözler. Ona bir dua gelince, dünyaya ve dünyada olanların hepsine kavuşmaktan daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşayanların duaları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfâr etmektir.) [Deylemi]
Günahkâr bir müslümanın cenaze namazını müslümanlar kılarsa, ölünün günahları affolur. Yani dirilerin duaları sebebiyle ölülere çeşitli hediyeler gider. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Müslümanlardan üç saf, bir müslümanın cenaze namazını kılarsa, ölü Cennete girmeye hak kazanır.) [Ebu Davud, Tirmizi]
Ölü için dua ve Kur’an-ı kerim fayda verdiği gibi, ölüler için sadaka vermek de onların günahlarının affına sebep olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah için nafile sadaka vermek isteyen, bunu müslüman ana-babasının niyetine verse, ana-babası için birer ecir, onların ecirlerinden eksilmemek üzere, bir misli de kendisine verilir.)[Taberani, İbni Asakir]
(Ölmüş ana-babası namına hac eden, bu hac hem kendisi, hem de ana-babası için kabul edilir ve ana-babasının ruhuna müjde verilir.) [Dâre Kutni]
(Ölen müminin her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevabı devam eder. Bunlar, sadaka-i câriye, faydalı ilim ve kitap ile salih evladın ettiği dua ve istiğfarlar.) [Ebuşşeyh] [Sadaka-i câriye, cami, çeşme, yol gibi, faydası devam eden işlerdir.]
Tatarhâniyye’de, (Sadaka veren, sevabının bütün müminlere verilmesi için niyet ederse, kendi sevabından hiç azalmadan, bütün müminlere de sevabı erişir) buyurulmaktadır. (Redd-ül Muhtar)
Ödünç ve Nema
Sual: Bir kimse, 10 milyon lira ödünç borcunu öderken 30 milyon lira verip, "fazlası hediyedir" dese, bu fazlalığı almak caiz olur mu? Devlet de paralarımızdan kesinti yaparak nema adı altında bir fazlalık veriyor. Bu fazlalığı almak caiz olur mu?
CEVAP
Kâr getiren ödünç, haram olur. Ancak, bir anlaşma yapmadan verilecek 20 milyon lira hediye olur. Almak caiz olur. Devletin verdiği de böyledir. Devlet, ömür boyu emekli maaşı bağlasa, bu maaşı da almakta mahzur yoktur. Karşılıksız verilen şeyi de almak caizdir. Az bir şeye karşılık çok şey de verilir. Bunları da almakta hiç mahzur olmaz.(Redd-ül Muhtar)
-
10/12/2009 · Kategori: Alisveris Bilgileri
Sual: Yiyip içerken, nelere dikkat etmek gerekir?
İslam âlimleri bildiriyor ki:
1- Yemekten önce elleri yıkamak sünnettir. [Ellerimizin bir nevi mikrop deposu olduğu bugün bilinmektedir.]
2- Çok çeşitli değil, tek çeşit gıda yemeli. [Hazım için, her çeşit gıdaya ayrı ayrı salgı, asit yayılır. Bu da mideyi yorar.]
3- Çok sıcak yiyip içmemeli. [Sıcak yiyip içmek, mide kanserine sebep olur.]
4- Yemeğe tuzla başlayıp tuzla bitirmek sünnettir. [Tuz dile dokunduktan sonra, tükürük bezleri hemen çalışmaya başlar. Salgı yayar. Bu salgı, hazım için önemlidir, hazma yardım eder ve kolaylaştırır. Yemeğe tuzla başlanırsa, beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşur ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önler. Yemeği tuzla bitirince de, yine hazım için lüzumlu olan salgı salınır. Bu önemli salgı, sadece tuzla çıkar.]
5- Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalı. [Fazla tokluğun unutkanlık yaptığı, kalbi körleştirdiği, alkollü içkiler gibi kanı bozduğu; açlığın, oruç tutmanın ise, aklı temizlediği, kalbi parlattığı bugün bilinmektedir.]
6- Yemek yerken, yerde oturarak, sol ayağı katlayıp, sağ ayağı karna çekerek oturulmalı. [Böyle oturunca, suyla doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak, yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önler ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek, çok fazla yemeden kalkılmasına sebep olur.]
7- Yemek yerken neşeli konuşmalı, yemekte korkunç ve iğrenç şeyler söylememeli. Ölümden, hastalıktan konuşmamalı. [Üzücü şeyler konuşulursa, hazım sistemini çalıştıran sinirlerin dengesi bozulur ve adrenalin salgısının yükselmesine sebep olur.]
8- Her gün et yememeli, kalbe sıkıntı verir, eti az yemekse ahlakı bozar. [Aşırı kırmızı et tüketimi kalın barsak kanserine, meme kanserine, sindirim yolu kanserine yol açar. Boston’daki Tufts Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, sık sık kırmızı et yiyenlerin, sindirim yolu kanserlerine yakalanma risklerinin yüksek olduğunu gösterdi. Normal yenen etin, beyin ve sinir sisteminin düzenli çalışması için faydası vardır.]
9- Bitkisel gıda faydalıdır. Yeşillik bulunmayan sofra, akılsız ihtiyara benzer. [Bugün bitkisel gıdaların önemi iyice ortaya çıkmıştır.]
10- Lokma küçük olmalı ve iyi çiğnenmeli. [Tükürük bezleri fazla çalışır. Bu salgı, midedeki salgılarla beraber hazmı kolaylaştırır. Kilo aldırmaz. Aksi olursa salgı eksik olur. Yiyecekler tam çiğnenmeden ve yeterli salgı olmadan mideye gider. Bu tükürük salgısının eksikliği ise, bu yediklerimizi vücudun hazmetmesine engel olur ve kilo aldırır, şişmanlığa sebep olur.]
11- Açken de yavaş yavaş yemeli. [Yavaş yemek, tükürük bezlerinin çalışmasına, salgı yaymasına ve hazmı kolaylaştırmasına sebep olur.]
12- Yemek arasında, bir şey için, hatta namaz için, sofradan kalkmamalı, namazı önce kılmalı. Eğer hazırlanmış yemekler soğuyacak veya bozulacaksa ve namaz vakti, yemekten sonra kılmaya elverişliyse, namazdan önce yemeli. [Yemeğe ara vermek, psikolojik olarak bazı insanlara yaramaz. Hazım sistemi salgılarının çalışma düzeni zayıflar. Ara verilince midede hazım başlar. Tekrar yemek yenince, hazım sisteminin düzeni bozulur.]
13- İçtiği suya bakmalı. Üç nefeste içmeli. Soluğu suya değil, bardağın dışına vermeli. Yazın, serin içmeli. Çok soğuk şeyler içmemeli. Aç karna su içmemeli. Suyu yavaş yavaş, emer gibi içmeli. Ağzı doldurarak içmemeli. Nefes verirken bardağı ağızdan çekmeli. Kaynar şeyi, soluyarak içmemeli. Soğutup sonra içmeli. Suyun hepsini bir solukta içmemeli. [Suyu bir solukta içince, yemek borusunda fıtıklaşmaya yol açabilir. Nefeste, ağız ve dişten çıkan bazı zararlı mikroplar olabilir. Suya üflenince, suyla beraber tekrar vücuda girer. Bu da hastalıklara yol açabilir. Çok soğuk yemek ve içmek, boğaz ağrılarına, bademcik iltihaplarına, bronşit hastalıklarına, eklem ağrılarına, baş ağrısına yol açar. Ayrıca oturularak ve en az üç yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla kaldığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak, ağız ve diş sağlığına faydası olur.]
14- İçilecek şeyleri ayakta içmemeli. Terliyken de su içmemeli.[Sıcak havada veya aşırı terliyken ayakta su içince, ayaklarda varise yol açar. Soğuk suyu ayakta aç karnına içince, bünyesi zayıf kişilerde mide sarkmasına yol açar.]
15- Bardağın kırık yerinden içmemeli. [Kırık yerleri tam temizlenemediği için mikrop toplar. Hem de eli, ağzı kesebilir.]
16- Yemekten sonra dişleri misvakla, kürdanla veya diş fırçasıyla temizlemeli. [Ağız ve dişlerin temizliği çok önemlidir. Her şeyden önce dişler tedavi edilmeli. Birçok hastalığa sebep olurlar. Diş kökünde iltihap olduktan sonra, siyatik hastalıklara ve kalbi çeviren dış zar iltihaplarına yol açar. Kalb hastalarının çoğunda diş eti hastalığı vardır. Virüsler ana rahmine ulaştığında, erken doğuma bile sebep olabilir.]
17- Ağzında, elinde et, yemek kokusu varken yatmamalı. Çocukların elini de, ağzını da yıkamalı. [Bu, çeşitli rahatsızlıklara sebep olur, hem de diş eti hastalıklarına yol açar. Eşe sıkıntı vermesi bakımından, aile hayatı için de uygun değildir.]
18- Aşırı tokken yatmamalı. [Bu oldukça zararlıdır. Uyku halinde, kalp ve akciğerler hariç, iç organların çalışması çok azalır, bir nevi istirahat ederler. Kalbin ve akciğerlerin de yükleri gündüze nazaran azalır. Tok yatınca, kalp de fazla çalışmak zorunda kalır. Aşırı tok yatmak, kalp ve başka organların yorulmasına, dolayısıyla erken yaşlanmaya, baş ağrısına, kilo almaya, göz hastalıklarına yol açar.]
19- Akşam yatarken, yiyecek ve içecekleri açık bırakmamalı üstü örtülmeli. [Gıdalar bozulabilir, mikrop kapabilir.]
Bu hususlara, sağlığımıza olan faydaları için değil, dinimiz bildirdiği için, dine uymak niyetiyle uymak gerekir. Böyle olunca hem dünyamız, hem de ahiretimiz için faydalı olur. Sırf sağlık için yapılırsa sevabına kavuşamayız.
Sual: İki veya daha fazla ortaklı şirketlerde, aktif olarak çalışan veya arka planda olan ortaklar, şirketin belirlediği oranda maaş alıyorlar. Şirketin kâr ve zararına ortak oluyorlar. Ortaklardan biri kendi adına veya şirket adına düzenlenmiş olan banka veya şirket kredi kartını, şirkete mal tedariki için kullanıyor. Bu kartlarla harcamalarından dolayı puan adı altında, nakit para veya belli alış veriş karşılığında yine puana endeksli uçak bileti veya şu kadar şu mekânda tatil gibi değişik menfaatler veriyor. Bu alınan menfaatler, şirkete mi aittir, yoksa kredi kartı sahibine mi? Bir de, şirketin ortaklarından birine veya çalışanlarından birine, firmalardan çeşitli hediyeler geliyor. Bu hediyeler şirkete mi aittir, yoksa hediye gönderilen kimseye mi aittir?Sual: Yerde bulduğumuz bir şey bizim olur mu?
CEVAP
Bulunan şeylerle, selin, ırmağın getirdiği ve sokağa atılan şeylerin hükmü farklıdır.
Bulunan şeyler, genel olarak kıymetli şeylerdir. Sahibi onu atmamış, kaybetmiştir. Bulunup, sahibi bilinmeyen mala Lukata denir. Sahibine vereceğinden emin olanın, korumak için alması sünnettir. Orada kalınca zarar gelecekse, helak olacaksa alması farz olur. Varsa, iki şahit yanında "Arayan olursa bana gönderin" der. Kalabalık bir yerde tarif ederek sahibini arar.
Sahibi çıkıncaya veya durmakla bozuluncaya kadar saklarken helak olursa ödemez. Sahibi çıkmayacağını veya bozulacağını anlarsa, artık aramaz. Bulan zenginse, bir fakire sadaka olarak verir. Yahut fakir olan ana-babasına, evladına veya hanımına bu malları sadaka olarak verir. Şayet bunlar, aldığı şeyleri kendine hediye ederse, kendi de kullanabilir. Sahibi sonradan çıkarsa, bunları kendi öder veya alan fakire ödettirir.
Selin getirdiği meyve, ağaç ve dallar ise bundan farklıdır. Irmağın, selin getirdiği tahta parçalarını, ağaçları, dalları, meyveleri, zengin de olsa herkesin alması, toplaması caiz olur.
Sual: Bulunan bir parayı almak zengine haram oluyor da fakire niçin helal? Haram zengine de fakire de haram değil mi?
CEVAP
Dinimizin hükmü böyledir. Niçin böyle hüküm konulmuş denemez. Zekat fakirin hakkıdır. Zengin, zekatını başka zengine verse kabul olmaz. Zenginin veya bir günlük yiyeceği olan fakirin dilenmesi haramdır. Zekat fakirin hakkı olduğu gibi, bulunan para da sahibi bilinmiyorsa fakirin hakkıdır. İçine haram karışmış helal parayı hediye olarak herhangi bir kimseye vermek caizdir. Hepsi haram olan parayı hiç kimsenin alması caiz değildir. Bir kimse, haram bir parayı fakire verse, fakir de haram olduğunu bilmese, günahı fakire olmaz.
Fakirse giyebilir
Sual: Çalınan ayakkabı yerine bazen eski ayakkabı bırakılıyor. Ayakkabısı çalınan kimse, fakirse, orada bulduğu ayakkabıyı giyebilir mi?
CEVAP
Fakirse giyebilir.
Atılan mal
Sual: Çöpe veya sokağa atılan, az çok değerli bir mal, bulunmuş mal hükmünde midir? Herkes kullanabilir mi?
CEVAP
Bulunmuş mal hükmünde değildir. O, atılmış maldır. Atılan malı, zengin fakir, herkes alıp kullanabilir. Bulunan malı ise, fakire vermek gerekir.
Selin getirdiği mal
Sual: Selin getirdiği malları herkesin alması caiz midir? Kimilerinin hangi firmaya ait olduğu, üstlerinde yazılı oluyor. Firma sahipleri gelip mallarının isteyince vermemiz gerekir mi?
CEVAP
Selin getirdiği tahta parçalarını, ağaçları, dalları, meyveleri, zengin de olsa herkesin alması caiz olur; fakat firma sahiplerinin isimleri yazılı mallar, kaybedilmiş mal hükmündedir. Sahipleri gelince, kendilerine vermek gerekir. Eğer almayıp bırakırlarsa sokağa atılmış mal gibi olur, herkes alabilir.
Türkiye Gazetesi'ne abonelik 15 günde bir, Gönül Sultanlarının hayatlarını anlatan film DVD’leri, Her gün İnsan ve Toplum sayfasında, Sohbet, Menkıbeler, Gönül Pınarı, Gönül Bahçesi, Hikmetler ve Meşhurların Sözleri köşeleri, Tarihimizi, kültür ve medeniyetimizi, ülkemizi tanıtan makaleler, yazı dizileri, Gazeteniz her sabah kapınızda... Abone olan okuyucularımızın gazeteleri her sabah adreslerine dağıtıcılarımız tarafından teslim edilir. Aylık (30 günlük) abone bedeli KDV dahil sadece 15 liradır. Ayrıca başka herhangi bir ücret talep edilmez. Türkiye Gazetesi’ne abone olmak isteyen ziyaretçilerimiz dinimizislam3@gmail.com adresine bildirebilirler. Okuyucu Danışma Hattı: Tel: 444 49 49 − 0 212 454 3454 Bir okuyucu mektubu Tatlı çok, bal başkadır, Çiçek çok, gül başkadır, Gazeteler çok ama; Türkiye bambaşkadır… Türkiye gazetesi, benim için çok önemli. Onu okuduğum için, kendimi ve tüm okuyanları şanslı görüyorum. Gazete dersek Türkiye’me haksızlık olur. O, benim için, hazineye, cennete götüren bir yol haritası. Okuyanlar bilir kıymetini… Bu bir aşk öyküsü gibi, inanın. Hani derler ya, aşk anlatılmaz, yaşanır, gerçekten Türkiye’m bana Allahü teâlânın aşkını, Resulullahın sevgisini, sevdiklerinin sevgisini, hayata geliş gayemi öğretti. Allahü teâlâya sonsuz hamd-ü senalar olsun, tanışmak nasip oldu. Türkiye gazetesinin sahiplerinden, çalışanlarından, yazarlarından ve ailemden Allahü teâlâ razı olsun; çünkü ailem bana gazetemi temin etti. Onlara çok şey borçluyum. Onların hakkını ödememi Rabbim nasip etsin. Elime alır, gazetemi nasıl okuyacağımı şaşırırım, yüksekte tutarım, Bizim Sayfa’ya kıyamam, yıllardır biriktiririm onları. Keser ilmihal yaparım, sevdiklerime hediye ederim kendimce. Sohbetlerde okurum onları. Hocalarımdan manen destek alırım, daha neler neler.... Kötü yayınlardan sakınmalı Her evde Türkiye okunmalı! Gazetem için destan yazılsa az gelir. Allahü teâlâya emanet olun. Hayırlı günler dilerim can-u gönülden... Ayşe Kılıç - Almanya 

« Önceki Yazılar :|:
















