>

Test Kategorisi 1

resim

En Öne Çıkarılan Yazı

En öne çıkarılan yazıya ait ön bilgiler ya da kısa bir açıklama...


Dinî nikâhta şahit

Dinî nikâhta şahit |  görsel 1
Sual: (Kadının şahitliğiyle ilgili âyet, tarihseldir. Dinî nikâhta da, erkek şart değildir, iki kadının şahitliği de geçerlidir. Eskiden, kadınlar cahil olduğu için böyle denmiş. Şimdi bu kural geçerli olamaz) deniyor. Âyetin tarihsel olması ne demektir? Cahillik ölçüyse, erkek de cahil olmaz mı? CEVAP Tarihsel, (O devir için geçerliydi, şimdi geçerli değil) demektir. Birçok mezhepsiz, birçok âyet-i kerimeye tarihsel diyerek, dinde reform yaptıkları gibi, aynı bozuk mantıkla, Hristiyanların Cehenneme gideceğini bildiren âyet-i kerimeler için tarihsel diyerek, gayrimüslimleri de Cennete sokmaya çalışıyorlar. Her devirde âlim ve cahil bulunur. Şahitliğin cahillikle alakası yoktur. Erkek cahil, kadın âlim olabilir. Diyanet İşleri Başkanlığı, kadın erkek eşitliği konusunda diyor ki: Kadının şahitliğiyle ilgili olarak Bekara suresinde yer alan, (İki erkek şahit bulunmadığında, razı olduğunuz şahitlerden bir erkek ve -biri yanıldığında diğeri ona hatırlatsın diye- iki de kadın şahit bulunsun) mealindeki 282. âyetinden, kadının değer ve insanlık yönünden erkekten aşağı olduğu gibi bir sonuç çıkarmak doğru değildir. Gerekçe unutma, şaşırma ve yanılmayla ilgili olup, getirilen hüküm, hakkın ve adaletin yerini bulması amacına yöneliktir. Bütün muteber din kitaplarında da şöyle deniyor: Nikâhın sahih olabilmesi için, iki Müslüman erkeğin veya bir erkekle iki kadının şahit olarak bulunmaları şarttır. (El-İhtiyar, Dürr-ül-muhtar, Hidaye, Hindiyye, Dürer, Mecmua-i Zühdiyye, Menahic-ül-ibad, Nimet-i İslam) Yâ ile başlayan ifadeler Sual: Resulullah kelimesi, bazen Resulallah şeklinde yazılıyor. Niçin böyle yazılıp okunuyor? CEVAP Arapçada yâ ile başlayan kelimeler öyl...

Zamm-ı sûreyi unutan

Zamm-ı sûreyi unutan  |  görsel 1
  Sual: Namazda zamm-ı sûreyi veya kunut duasını okumadığını, rükûda hatırlayan ne yapar? CEVAP Rükûdan doğrulup zamm-ı sûreyi okur. Tekrar rükûa gider. Bu durumda secde-i sehv gerekmez diyenler olduğu gibi, gerekir diyen âlimler de vardır.   Vacib olan kunut duaları unutulsa, rükûda iken hatırlansa artık geri dönülüp kunut okunmaz. Vacib terk edildiği için secde-i sehv gerekir. Döner de, kunut dualarını okursa, rükûa gitmeden secdeye gitmesi gerekir. Rükûu tekrar ederse, kasten iki rükû yaptığı için namaz bozulur. Çünkü rükû kıraatten hemen sonradır. Kunutu okumasa da secde-i sehv gerekir, dönüp geriye okusa da secde-i sehv gerekir. Uygun olanı, rükûda kunutları okumadığını hatırlayan kimse, artık geri dönmez. Secde-i sehvle namazını tamamlar. (Redd-ül-muhtar)   Kunut duasını okumayı rükûda hatırlayan, kunutu rükûda okumaz, kıyama da kalkıp okumaz. Tatarhaniyye’de de böyledir. Bu kimse, şayet rükûdan kıyama dönse ve kunutu okusa, bu durumda, rükûu yenilemezse, namazı bozulmaz. Tekrar rükû yaparsa namazı bozulur, fakat bu kimse kunutu unuttuğunu, rükûdan kalkınca hatırlarsa, kunutu okumaya dönmez. (F. Hindiyye)   Nişanda verilenler Sual: Nişan bozulunca, her iki taraf verdiklerini geri isteyebilir mi? CEVAP Nikâh yapmamışlarsa, verilen hediyeler mevcutsa isteyebilirler. Eğer, her iki tarafın nişanda birbirine gönderdiği şeyler telef olmuşsa ödemek gerekmez. (M. Zühdiye)   Kadının sefere çıkması Sual: Bir kadın, sefer uzaklığındaki bir yere, yalnız başına uçakla gidebilir mi? CEVAP Ebedî mahrem akrabasından biri veya kocası yanında bulunmayan kadının ü&ccedi...

Paranın gittiği yerden geldiği yer belli olur!

Paranın gittiği yerden geldiği yer belli olur!  |  görsel 1
  Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:   Çok zengin biri camiye gider. Yanına da tesadüfen fakir ve garip birisi namaza durur. Aslında o bir Allah adamıdır. Namazdan sonra bu fakir, duasında, yemeklerin isimlerini de sayarak, (Yâ Rabbi, acıktım, bana şu yemekleri gönder!) der. Zengin, bunu işitince, kendisine duyurmak için böyle dua ettiğini zannedip ona, (Kardeşim, ne diye böyle dolaylı yoldan söylüyorsun, açıktan isteseydin verirdim) der. Fakir, (Ben Rabbimden istedim, sen de kimsin?) der ve bir kenara çekilir, uyumaya başlar. Az sonra birisi, elinde tepsiyle gelir. Fakiri uyandırıp, (Efendim, yemekleriniz geldi. Ben dışarıda bekliyorum, yemekten artan olursa alacağım) der. Tepside fakirin duada istediği yemeklerin aynısı var. Zengin şaşırır. Merakla dışarı çıkıp yemeği getirene der ki:   - Sen kimsin, bu fakir kim, bununla ne ilgin var?   - Ben hamalım. Bugün yükünü taşıdığım zengin, on lira yerine, yüz lira ihsan etti. Eve çokça erzak alıp götürdüm. Hanım yemekleri yaptıktan sonra, bir kenarda uyuya kalmış. Rüyasında Peygamber efendimiz ona, (Bu yemekleri, şu camide bir Allah dostu var. Ona gönder, ondan arta kalanını yerseniz, çok bereketini görürsünüz. Bunu yaparsanız, Cennete gireceğinize kefil olurum) buyurmuş. Hanım da, (Baş üstüne Yâ Resulallah) demiş. Uyanınca durumu bildirdi. Ben de yemekleri getirdim. O zenginin parası, ne hayırlıymış ki, o parayla bu nimet bana nasip oldu.   - O sana yüz lira verdi, ben beş yüz vereyim, o sevabın bir kısmını bana ver!   - Cenab-ı Peygamber, Cennete girmeme kefil oluyor, sen beş yüz lirayla bunu elimden mi alacaksın? Dünyayı versen kabul etmem.   İmam-ı a’zam hazretleri, (Paranın gittiği yerden, geldiği yer belli olur) buyuruyor. Birin...

Kaza borcuyla ölen

Kaza borcuyla ölen  |  görsel 1
  Sual: Bir kimse, bir an önce bitirebilmek için, kaza namazlarını, elinden geldiği kadar kılmaya çalışsa, fakat kazalarını bitiremeden ölse, borçlu olarak mı ölmüş olur? CEVAP Kaza namazlarını bitirmek niyetinde olduğu için, niyetine karşılık olarak, bütün kaza borçları affedilir. Bunun gibi, bir kâfir imana gelse, küfrüne tevbe edince, yani artık küfre girmeyeceğine karar verince, bu niyetine karşılık olarak, günahlarının hepsi affedilir. Bid'at ehli de, ölene kadar bid'atinden vazgeçerse, onun da günahları affolur. (İ. Ahlakı)   Namaz ve kurtulan tüccar   Atlı bir eşkıya, Şam ile Medine arasında ticaret yapan bir tüccara bağırır:   - Davranma öldürürüm.   - İşte malım. Hepsini al ve beni serbest bırak!   - Mal zaten benim olacak. Ben senin canını da almak istiyorum.   - O hâlde bana biraz mühlet ver, abdest alıp namaz kılayım!   Eşkıya, izin verir. Tüccar, abdest alıp dört rekât namaz kılar. Namazdan sonra dua eder. Dua bitince, hemen orada yeşil elbiseli bir süvari belirir. Eşkıya, bu süvariye saldırır, fakat süvari bir darbe vurup eşkıyayı attan düşürür. Sonra tüccara der ki:   - Haydi, şimdiye kadar çok insanın canına kıyan şu eşkıyayı öldür!   - Bir cana nasıl kıyarım ki?   - Fakat bu eşkıya seni öldürecekti. Bunu öldürmezsen daha çok cana kıyar.   - Ben hayatımda kimseyi öldürmedim. Beni mazur gör!   Süvari, eşkıyayı öldürür. Eşkıyadan kurtulan tüccar, süvariye sorar:   - Sen kimsin?   - Ben 3. kat gökte bulunan bir meleğim. Sen birinci defa dua ettiğinde gök...

Sual sormak ve kul hakkı

Sual sormak ve kul hakkı  |  görsel 1
  Sual: Kabirde ve âhirette sorulmayacak sualleri sorarak meşgul etmek, kul hakkına girer mi? CEVAP Müslümanın zamanı çok kıymetlidir. Lüzumsuz suallerle kendi vaktini harcaması ve cevap verenin vaktinden çalması caiz olmaz. Faydalı da olsa, çok sual sormayı Peygamber efendimiz yasaklamıştır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:   (Sizi çok sual sormaktan nehyediyorum.) [Taberani]   Bir patron, öğle uykusuna yatarken hizmetçisine, (Beni yarım saat sonra kaldır) der. Sonra rahatça uyur. Hizmetçi bakar ki, patron derin uykuda, rahatsız etmemek için, bir saat sonra uyandırır. Patron saate bakar, bir saat uyumuş. Hizmetçisine, (Benim yarım saatimi çalmaya senin ne hakkın var? İşimi aksattın, senin bana yaptığın iyilik değil, kötülüktür) diyerek, diğerlerine ibret olması için onu işinden uzaklaştırır.   Bunun gibi, evladını sabah namazına kaldırmayıp uyumasını isteyen de, iyilik değil, ona kötülük etmiş olur.   Her hatıra geleni sormak uygun değildir. Lüzumsuz veya çok sual sorup da, işleri aksatmak doğru olmaz. Fazla ve lüzumsuz sualler, işleri aksattığı gibi, diğer okuyuculara tez cevap vermeye de engel olur. Lüzumlu suallere cevap vermek zaten vazifemizdir. Bunlara severek cevap veriyoruz. Sual sormak değil, lüzumsuz çok sual sormak uygun değildir.   Herkes genç olacak Sual: Çocukken ölenler de, ihtiyar dedeler de, Cennette 33 yaşında genç olacakmış. 33 yaş, pek genç sayılmaz. Niye 20 yaşında değil de 33 yaşında oluyorlar? CEVAP Bizim peygamberimizin ümmetinden çok az kimse yüz yaşını geçebiliyor. Eski ümmetler, bin yaşından fazla yaşıyorlardı. 33 yaş, onların yanında çok küçük sayılırdı. 33 yaş, küçü...

Cenaze ve abdest

Cenaze ve abdest  |  görsel 1
  Sual: Sigaraya gözü kapalı haram diyen bir hoca, (50 yıldır cenaze yıkarım. İçki içenlerde bir şey görmedim, ama sigara içenlerin çoğu abdest tutmuyor. Dinen üç kere yıkamak gerektiği için, üç kere yıkıyorum, yine abdest tutmuyor, mecburen abdestsiz defnediyoruz. Bu hâl de, sigaranın haram olduğunu gösteriyor) dedi. Eğer böyle abdest tutamamak, sigaradan ise, bundan dolayı sigaraya haram denebilir mi?   CEVAP   Namaz abdestinin bozulmasının sigaradan olduğu kesin değildir. Hoca, taassubundan dolayı bunu söylüyor. Abdestin bozulması, sigaradan bile olsa, bundan dolayı sigaraya haram demek dine aykırıdır. İkincisi, (Abdesti bozuldu diye, cenazeyi üç kere yıkamak gerekir) diye bir şey yoktur. Bu da, o hocanın sigaraya haram diyebilmek için uydurduğu bir şeydir. Fıkıh kitaplarında deniyor ki:   Hasta, cünüp olarak ölürse, yine bir kere yıkanır. Yıkandıktan sonra, abdesti bozan şeyler çıkarsa, tekrar yıkanmaz ve abdest aldırılmaz. Çünkü pisliğin çıkışı ölü için hades olsa, ölmek de hadestir. Hâlbuki ölüm hadesten yani abdestsizlikten ileridir. (Redd-ül muhtar)   Uyumak abdesti bozduğu gibi, bayılmak da abdesti bozar. Ölmek ise, uyumak ve bayılmaktan daha ileridir. Yani abdestliyken uyuyan veya ölen kimsenin abdesti bozulur. Uyuyan kimseye, abdest aldırılsa da, abdesti sahih olmaz, uyuduğu için abdestli olamaz. Uyumak ise ölmeye göre daha hafiftir. Zamane hocaları, nakli esas alan kitaplara itibar etmedikleri, kendi akıllarına göre hüküm verdikleri için, bunları elbette bilmez.   Ölüden abdesti bozan şeyler çıkınca, tekrar abdest aldırmak gerekmediği Fetava-i Hindiye’de de bildirilmektedir.   İnsan taa...

Dinde zorlama yoktur

Dinde zorlama yoktur  |  görsel 1
  Sual: Kur'anda, (Dinde zorlama yoktur) emri mevcutken, dinin emrini yapmayanlara çeşitli cezalar veriliyor. Mesela içki içen veya zina eden cezalandırılıyor. Bu bir çelişki değil mi?   CEVAP   Kur'an-ı kerimde çelişki olmaz. O âyet-i kerime, (Yahudi ve Hristiyan, Müslüman olmaya zorlanmaz) demektir. Bu âyet-i kerimenin nesh edildiğini bildiren müfessirler de vardır. O âyet-i kerimenin tamamı şu mealdedir:   (Cizye vermeyi kabul eden kitap ehli kâfirleri, İslam dinine girmek için zorlamak yoktur, imanla küfür kesin olarak meydana çıkmıştır. Artık azgınlığa ve sapıklığa sevk edenleri tanımayıp da, Allah'a iman eden, elbette kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur. Allah kemaliyle işitici ve bilicidir.) [Bekara 256]   Burada, (Bir kâfir, Müslüman olmaya zorlanamaz) deniyor. Osmanlılar, Yahudi ve Hristiyanları din değiştirmeye zorlamamış, üstelik dinlerini rahatça yaşamalarını sağlamıştır.   Müslüman için, (Yaptığı suçun cezası verilmez) denmiyor. Bir kimse, Müslüman olunca statüsü değişiyor. Mükellefiyetler yükleniyor. Yani bazı sorumluluklar alıyor. Dinimizin yasak ettiği hangi suçu işlerse işlesin, cezayı hak ediyor. Mesela açıktan oruç yerse veya açıktan namaz kılmazsa cezalandırılıyor, ama bunları gayrimüslim yapsa, cezalandırılmıyor. Çünkü kâfirin statüsü ayrıdır.   Bir memur, çalıştığı iş yerine hiç gitmezse, istifa etmiş kabul edilir yani o işyeriyle alakası kesilir. Çünkü memurun, o iş yerinin çalışma şartlarına uyması lazımdır. Ama bir tüccar, memurun çalıştığı iş yerine gitmese, bir şey denmez. Herkes, bulunduğu ülkenin kanunlarına uymak zor...

En bahtiyar insanlar

En bahtiyar insanlar  |  görsel 1
  Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:   Şah-ı Nakşibend hazretleri, (Biz seçildik) buyurmuştur. Ehl-i sünnet âlimlerini, Silsile-i aliyye büyüklerini tanıyan, seven ve yollarında olan Müslümanlar, yeryüzünün en bahtiyar insanlarıdır, hepsi seçilmiştir.   Önce insan olmak, sonra imanlı olmak, sonra Ehl-i sünnet itikadında olmak, sonra bu büyükleri tanımak, sonra Allahü teâlânın dinine hizmet etmek, sonra bu seçilmiş insanların arasında bulunmak, hepsi ayrı ayrı şükrü gerektiren, hepsi ayrı ayrı bayram edilmesi gereken nimetlerdir. Böyle çok büyük nimetlere kavuşan kimse, bunların kıymetini bilmeli. Cenab-ı Hak takdir etmeseydi, imkân vermeseydi, seçmeseydi, kim bu nimetlere kavuşabilir, kim burada olabilirdi? Herkes helâk olurdu. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:   (Verdiğim nimetlerime şükrederseniz, artırırım. Eğer verdiğim nimetin kıymetini bilmezseniz, bunun Allah’ın size bir lütfu, bir ihsanı ve bir nimeti olduğunu unutursanız, elinizden alırım, sonra da size çok acı azap yaparım.)   Bu nimetin elden çıkmasının en büyük sebebi, insanların, nankörlüğüdür. Allahü teâlânın bu lütfunu, ihsanını unutmasıdır. Allahü teâlâ tarafından verilen bu İslam nimetinin elden çıkma ihtimaline karşı, tedbir almamak, Allahü teâlâdan korkmamaktır.   Velhasıl herkes büyük bir imtihana tâbidir. Cenab-ı Hak, hepimizi muhafaza eylesin! Böyle bir gaflet yüzünden, içinde bulunulan nimet elden gider ve her şey biter.   Âmâ doğanın, âmâ olarak ölmesi çok zorsa da, sabrederse âhirette büyük nimetlere kavuşur. Fakat gözü a&...

Dinî nikâhta şahit

Dinî nikâhta şahit  |  görsel 1
  Sual: (Kadının şahitliğiyle ilgili âyet, tarihseldir. Dinî nikâhta da, erkek şart değildir, iki kadının şahitliği de geçerlidir. Eskiden, kadınlar cahil olduğu için böyle denmiş. Şimdi bu kural geçerli olamaz) deniyor. Âyetin tarihsel olması ne demektir? Cahillik ölçüyse, erkek de cahil olmaz mı? CEVAP Tarihsel, (O devir için geçerliydi, şimdi geçerli değil) demektir. Birçok mezhepsiz, birçok âyet-i kerimeye tarihsel diyerek, dinde reform yaptıkları gibi, aynı bozuk mantıkla, Hristiyanların Cehenneme gideceğini bildiren âyet-i kerimeler için tarihsel diyerek, gayrimüslimleri de Cennete sokmaya çalışıyorlar.   Her devirde âlim ve cahil bulunur. Şahitliğin cahillikle alakası yoktur. Erkek cahil, kadın âlim olabilir. Diyanet İşleri Başkanlığı, kadın erkek eşitliği konusunda diyor ki:   Kadının şahitliğiyle ilgili olarak Bekara suresinde yer alan, (İki erkek şahit bulunmadığında, razı olduğunuz şahitlerden bir erkek ve -biri yanıldığında diğeri ona hatırlatsın diye- iki de kadın şahit bulunsun) mealindeki 282. âyetinden, kadının değer ve insanlık yönünden erkekten aşağı olduğu gibi bir sonuç çıkarmak doğru değildir. Gerekçe unutma, şaşırma ve yanılmayla ilgili olup, getirilen hüküm, hakkın ve adaletin yerini bulması amacına yöneliktir.   Bütün muteber din kitaplarında da şöyle deniyor: Nikâhın sahih olabilmesi için, iki Müslüman erkeğin veya bir erkekle iki kadının şahit olarak bulunmaları şarttır. (El-İhtiyar, Dürr-ül-muhtar, Hidaye, Hindiyye, Dürer, Mecmua-i Zühdiyye, Menahic-ül-ibad, Nimet-i İslam)   Yâ ile başlayan ifadeler  Sual: Resulullah kelimesi, bazen Resulallah şeklinde yazılıyor. Niçin böyle yazılıp okun...